|
SÜRYANİLERİN TARİHİ
Süryanilerin millatan önceki tarihleri, eski Mezopotamya'da yaşayan
ulusların tarihidir. Hıristiyanlık inancı tüm yukarı Mezopotamya'daki
halkların tek bir potada erimelerini sağlamıştır. Süryani halkının
kökleri de eski Mezopotamya'nın en eski tarihsel dönemine kadar inip
orada kaybolmaktadır.
Yukarı Mezopotamya'nın yazılı tarih evresi Akkadlarla başlar.
İ.Ö.3000'lerde Sümerin kuzeyinde yer alan Akkad'da ve Fırat'ın orta
kesiminde, çok sayıda bağımsız site devletleri kurulmuştur. Buradaki
halk, Sümerler'e benzemeyen bir kabileden (tribulan) oluşuyordu. Bu
kabile bir Sami dili (Akkadça) konuşuyordu ve Mezopotamya'nın batısında
bulunan ovalarda yaşayan Tribulerle akrabaydılar yani Akkad'ın Samileri
batıdan gelmişlerdi. (1)
Akkad bölgesi Dicle ve Fırat arasında merkezi bir bölgeydi. Bölgenin bu
merkezi durumunda yararlanan Akkad kralları, kısa zamanda büyük fetihler
yaptılar. "Dünyanın dört bölgesinin kralı" ünvanını alan Akkad kralı
Naramsin (İ.Ö.XXIII.yy) kuzeyde Doğu Anadolu dağlarına kadar
ilerlemiştir. (2)
Asur halkının çekirdeğini oluşturan bu insanlar, Akkad bölgesinde kuzeye
yayılan Samilerdir. İ.Ö. 3000'lerde Orta Fırat dolaylarında yerleşmeye
başlayan Akkadlar, burada bir çok yerleşim birimi kurmuşlardır.
Bunlardan birisi de kabilenin ve tanrısını ismini alan Asur kentidir.
(3) Daha sonra bu kabile adını tüm bölgeye ve verecek kadar
güçlenmiştir.
Tüm Sami halkları birbirlerinden çok farklı olmayan uygarlıklar
yaratmışlardır. Çünkü bu halklar birbirlerinin mirasına çok kolaylıkla
sahip çıkıyorlardı. Asurlularda Akkad kültür temeli üzerine kendi
kültürlerini geliştirmiş ve bu kültürü daha geniş bir bölgeye yaymayı
başarmışlardır.
Kısa zamanda tüm Yukarı Mezopotamya'da Asurluların yarattıkları kültür
egemen olmaya başlamıştır. Asurlular, bu egemenliğe tanıklık yapan
binlerce maddi kanıt bırakmışlardır. Asur, Ninova, Kolah v.b gibi
kentler ve buradaki yığınla tablet bu durumu tartışmasız
kanıtlamaktadır. Yukarı Mezopotamya'nın güney kesiminde Asurluların
hakimiyeti tartışmasız bir şekilde kabul edilirken, Süryani tarihi
açısından tartışılmaya daha açık olan bölge Yukarı Mezopotamya'nın kuzey
bölgesidir. Çünkü bu bölgede egemenlikler sürekli olarak el
değiştirmiştir.
Arkeoloji biliminin halen bu bölgede yapması gereken çok sayıda çalışma
vardır ama eldeki veriler buralardaki bir çok yerleşiminin tarihinin
Asurlulara kadar uzandığını gösteriyor. Bu bölgeler için kullanılan ilk
coğrafi terimler ve kent adları Asurcadır. Ayrıca ilk tarihi kayıtlarda
Asur dilinde çivi yazısı olması bir rastlantı değildir. Bölge için
kullanılan coğrafi terimlerin ve kent adlarının Asurca olması, bölgenin
çok eski zamanlardan beri belki de Asurluların siyasi egemenliğinin bu
bölgeye gelmeden önce Asurlularla ilişkili ve onlardan etkilendiğini
göstermektedir.
Örneğin bugünkü Harran adı, Asurca'daki Harranu'dan gelmektedir. Bu
kelimenin Asur dilindeki anlamı ise yoldur. Bu adlandırma, eski çağda
buradan geçen ticari ve askeri yollardan kaynaklanmıştır. Tur-Abdin
(Midyat ve civarı) bölgesi hakkındaki ilk tarihi bilgiler ve coğrafi
terimler Asurluların XV.yüzyıldaki genişlemesinden sonraya
dayanmaktadır. Asur krallarından I.Adat Ninari ve oğlu I.Salamsar'dan
kalma kitabelerde "Kaşiari Dağları" diye sözü edilen bölgenin
Mardin-Midyat yani Tur-Abdin çevresi olduğu bilinmektedir. Bu bölgeyle
ilgili diğer bir coğrafi terim olan "İzala'da" o dönemden kalmadır. Çivi
yazı tabletlerde ve daha sonraki Roma ile Bizans kaynaklarında Mardin ve
civarı için İzala terimi kullanılmıştır.
Bugünkü Cizre ilçesinin 20 km kuzey batısındaki örenler bir zamanlar
Asurin (Asur) hükümdarları için başkentlik yapmış büyük bir kente
aittir. Nusaybin'in 15 km kuzey-doğusunda bulunan Merdis (Süryanice
Marin) örneklerindeki kaya ve mağara ağızlarındaki Çivi yazısı (Asurca)
ve Strangeli (Doğu Süryanice) yazılar ile çeşitli kabartma ve resimlerin
yan yana bulunması bölge halkının kökenlerini gösterir niteliktedir.
Yine bu bölgede bulunan Hassana (Kösreli) köyünün de İsa'dan önceki
döneme dayanan bir yerleşim bölgesi olarak tarihselliği Asurlulara kadar
uzanmaktadır. Bölgedeki Nisibis (Nusaybin), Merdo (Mardin), Urhay
(Urfa), Omif (Amid, Diyarbakır) v.b gibi kentlerini kuranlarda yine
Asurlulardır. (4)
Asurluların bu kadar geniş bir coğrafik bölgeye yayılmalarının nedeni,
Asur şehrinin daha İ.Ö.'ki 3000'lerde bu bölgelerle ticaret ilişkilerine
başlamış olmasıdır. Asur şehrinin; Aşağı Mezopotamya, Asur ya ve Anadolu
ile bakır ve gümüşün çıkartıldığı Doğu Anadolu'nun merkezi yerinde
bulunması kentin süratle gelişmesine yol açtı. Kapadokya ve Doğu Anadolu
ile yapılan ticaret, Asurluların buradaki bir çok şehirde koloniler ve
yerleşim birimleri kurmalarına yol açmıştır. Bu durum ise Asur
krallarının bu bölge ile daha yakından ilgilenmelerine ve buralar sefer
yapmalarına zemin hazırlamıştır. Ticaretin serbestçe yapılabilmesi için
ticaret yollarının güvenlikli olması gerekiyordu. Bu güvenliği
sağlamakta Asur krallarına düşüyordu. Ticaret için yapılan fetihler ise
halkın gitgide kuzeye ve tüm Mezopotamya'ya yayılmasını sağlıyordu.
Asurluların kuzey ve kuzey-batıya olan büyük genişlemesi ise İ.Ö.
XV.yy'dan sonraki "Orta Asur Dönemi" ile İ.Ö. VIII. - VII.yy'da
olmuştur.
İ.Ö.XII.yy'da Asur kralları I.Salmana sar ve oğlu I.Tikulti Nunurta
büyük bir ordu ile kuzey ve batıya seferle düzenlerler. Kuzeyde Van
gölüne kadar olan yerler Asur topraklarına katılır. Fırat geçilir ve
batıda sınırlar Kargamış'a kadar genişletilir. (5)
Asurluların Yukarı Mezopotamya ve komşu bölgelere yayılmalarındaki diğer
bir etken de, o dönemdeki savaşların niteliğidir. Bu savaşlar fetihçi
halkın dışında kalan öteki halkların yıkımına neden oluyordu. Fatihler,
fethettikleri yerlerin halkını kılıçtan geçirir, ganimetleri başkente
taşır ve fethedilen topraklara Asurlu koloniler gönderirlerdi. O dönemde
köle emeği yaygın olmadığı için, köleler daha çok ev işlerinde
kullanılırlardı. Böylece sınırlı olan köle ihtiyacı karşılandıktan
sonra, diğer savaş tutsakları kılıçtan geçirilirdi. Gerçi daha sonra bu
durum değişecek ve Asur ile diğer şehirlerde önemli sayıda köle
çalıştırılacaktı.
Yukarı Mezopotamya'da halk Asurlu idi. Babilanya denen yerde ise etkin
bir rahipler sınıfı vardı. Dolayısı ile Asur kralları bu sınıfla ittifak
içerisinde idiler. Bu yüzden bu bölge dışında kalan yerlerin yazgıları
daha farklı oluyordu. Örneğin eski İsrail krallığında ve Suriye'nin bazı
bölgelerinde halk kılıçtan geçiriliyor ve sürgüne gönderiliyordu. Sürgün
edilenlerin yerlerine Asurlu koloniler yollanıyor ve yönetimde krallık
valilerine veriliyordu. (6)
Asurluların bu yayılmacı politikası sonucu özellikle İ.Ö.VIII ve
VII.yy'da Yukarı Mezopotamya ve ve buraya yakın bölgeler yoğun bir
şekilde hem kültürel hem de siyasal alanda Asurluların etkisi altında
kalmıştır.
Fakat İ.Ö.'ki dönemde iki önemli olay, Yukarı Mezopotamya'daki halkların
bölgeye daha da dağılmasına ve ve buradaki halkların birbirlerine
kaynaşmalarına yol açmıştır. Bunlardan birincisi Aramiler'in
Mezopotamya'ya sızmaları ; ikincisi ise Asur imparatorluğu ve sonrasında
kurulan Babil devletinin yıkılması sonucu oluşan yeni durumdu.
Suriye çölünde göçebe ya da yarı göçebe bir hayat süren Aramiler İ.Ö.'ki
XII.yy'ın başında Mezopotamya'ya sızmaya başladılar. Bu sızma çeşitli
Arami kabilelerinin Fırat ve Dicle nehirleri arasına girmesiyle başladı.
Bu kabileler Asur ya bölgesinde bulunan kentlere baskınlar yapıyor, kent
ve köyleri yakıp yıkıyor, halkı köleleştiriyor ve Asur şehirlerinde
ganimetler topluyorlardı. Bu korkunç durum karşısında vadilerde,
ovalarda oturan halk dağlara kaçıyor ve kentlerin nüfusu azalıyordu.
Asurlu halk kuzey ve kuzey-doğu (Urmiye bölgesi) bölgelerine kaçıyordu.
Fakat Aramiler’in bu saldırıları İ.Ö.yy'da azaldı ve giderek yok oldu.
Çünkü Fırat ve Dicle nehirleri arasında Mezopotamya'ya yerleşen Aramiler
aşama aşama yerleşik hayata geçtiler ve Asur halkı ile kaynaştılar.
Arami akınları da bundan dolayı sona erdi. Bu sırada Asur'da kendini
toparlamış ve karşı saldırıya geçmişti. Çok sayıda Arami
köleleştirilerek Asur şehirlerindeki görkemli yapıların inşaatlarında
kullanıldı. İ.Ö.VII.yy'da Asur'un saldırısı sonucunda tüm Arami
devletçikleri ortadan kaldırıldı.
Böylece Aramiler, Asur'un siyasal otoritesi altında birleşmiş oldu. Bu
durum Aramiler'e Mezopotamya'da hareket serbestliği sağladı ve
Asurlularla kaynaşmalarını daha da hızlandırdı.
Aramiler’in yerleştikleri bölge, onlara tüm Mezopotamya'nın kara
ticaretine hakim olma fırsatı verdi. Arami tüccarları, Asur askerlerinin
fethettiği bölgelere kolayca girip ticaret yapıyorlardı. Bu durum
Aramiler’in ticaretini daha da geliştirdi ve kısa zamanda onları doğunun
en etkili kara tüccarları haline getirdi. Fırat ve Dicle nehirleri
arasında yerleşik hayata geçen ve Asurlularla kaynaşan Aramiler'in
ticari etkinliği Aramca dilinin basitliği ile birleşince, Aramca tüm
yakın doğuda Asurca ile birlikte kullanılmaya başladı.
Yukarı Mezopotamya haklarının İ.Ö.'ki dönemde birbirleriyle
kaynaşmalarını sağlayan ve bunların tümüyle birleşmelerine neden olan
ikinci etken ise Asur ve Babil imparatorluklarının yıkılması ile ortaya
çıkan yeni durumdu. Asur ve Babil imparatorlukları yıkıldığı zaman,
yakın doğuda yaşayan tüm Sami halkının kaynaşmasını sağlayan temeller
artık hazırdı. Temeli Sümerler'den kaynaklanan, Akkad ve Babillilerin
geliştirdikleri kültürel mirası Asurlularda almış ve bu kültürü çok
geniş bir bölgeye yaymışlardı. Bu ortak kültürel geçmişten dolayı Sami
halkları birbirlerinden çok farklı olmayan uygarlıklar kurdukları gibi,
kolaylıkla da kaynaşmışlardır.
Sami halklarının üçüncü büyük göçünü oluşturan Aramiler'de
Mezopotamya'ya yayıldıklarında hem kolayca diğer Sami halklarıyla
kaynaşmışlar hem de getirdikleri dil ve etkin ticaret tüm Mezopotamya
halklarınca kullanılmaya başlamıştır. Aramca dili sonraki dönemlerde tüm
Sami halklarının ortak dili haline gelmiştir. Babil devletinin
yıkılmasından sonra Akamenya imparatorluğunun Aramca'yı resmi dil olarak
kullanmaya başlaması, Aramca'nın Med-Pers dilinden daha yaygın bir dil
durumuna gelmesini sağladı. Aramca hem "daha önceden bu alandaydı" hem
de kardeş bir Sami dili olduğu için Akkadça kullanan insanların onu
öğrenmeleri tamamen yabancı bir Hint-Avrupa diyalektiğini
öğrenmelerinden çok daha kolaydı.
Böylece Aramca Hıristiyanlık çağının birinci yüzyılda Mezopotamya'nın
Samice konuşan halkları arasında; doğuda Akkadca'nın, batıda ise
Kenanice'nin yerini aldı. (7) Bazı Süryani tarihçilerinin sırf
Süryanilerin Aramca konuşmalarından dolayı kökenlerini Aramiler'e
dayandırmalarının yanlışlığı da buradadır.
Asur ve Babil devletleri yıkıldığı zaman Yukarı Mezopotamya'da yaşayan
halkların ortak kültürel geçmişlerine, onları birleştirecek yeni ve
önemli bir faktör olan halkların ortak gelecek umudu eklenmiştir.
Yabancı egemenliği altında yaşayan Asur, Arami ve diğer Mezopotamya
halkları aynı bölgede oturuyor ve aynı dili konuşuyorlardı. Yabancı
saldırı ve istilalara beraberce karşı çıkıyor ve egemenlere karşı
ayaklanıyorlardı. Bu dönemdeki kaynaşmadan ötürü artık tek bir adla
çağrılıyorlardı. Bu halklar Asuryalı, Süryani arada Kaldeliler diye
anıldıkları da oluyordu. (8)
Yakın doğuda İsa'dan önceki son yüzyıllara gelindiğinde, Yukarı
Mezopotamya'daki Asurlu, Arami ve Kaldeliler birbirleriyle kaynaşmış,
ortak geçmişe dayanan birlikteliğe sahip ve ortak gelecek umutları olan
bir millet haline gelmişlerdi. Bu yüzyılda Mezopotamya halkları da büyük
bir birleşme ve kaynaşma yaşıyorlardı. Fakat belli bir süre sonra
insanlık tarihine damgasına vuracak olan Hıristiyanlık inancının doğuşu
bölgede büyük değişimlere neden olacaktı.
KAYNAKLAR;
1,6 Diakov, S.Kovalev, İlk Çağ Tarihi, C.I., Çev. Özdemir İnce, Ankara,
V yayınları, 1987
2,3,4,7 Yakup Bilge, Anadolu'nun Solan Rengi; Süryaniler, Yeryüzü
Yayınları, 1991
5 Sever Tanilli, Yüzyılların Gerçeği ve Mirası, C.I.,İstanbul, Say
Kitabevi, 1984 |